Selam insanlar üçüncü göz olarak da bahsi geçen epifiz bezinin öneminden biraz bahsedeyim dedim. İnternette bir ton makale var bu konuda ben birisini seçtim önce onu paylaşacağım sonra kendi yorumumu yapacağım.
Bildiğiniz üzere beyin epifizi 7. çakranın salgı bezi olarak adlandırılıyor.
Her şeyden önce beyin epifizi bir salgı bezi ve bir kaç hormon salgılıyor ama en önemlisi melatonin, yani büyüme hormonu.
Beyin epifizinin 3. göz olduğu iddia edilmekte.Dokusal olarak göz yapısına benzemekte (kornea, retina). Tabii bir farkı var. Gözlerimiz ışığa duyarlıyken, yani organın fonksiyonları ışık girdiğinde devreye girerken, pineal gland ışık kesildiğinde işlevselliğine başlıyor.
İsa’nın bir sözü var : “Karanlıkta oturanlar gerçek (büyük) ışığı görürler” diye. Bu yine beyin epifizine yani pineal glande atfediliyor.beyinepifiz9
Fakat yukarıda eklediğim resimde de farketmiş olabileceğiniz gibi bu organcık yaşlandıkça , özellikle günümüz modern dünyasında kireçleniyor ve işlevini yitirmeye başlıyor.
Bunun en büyük sorumlusu olan kimyasal maddelerden biri de florür ve tabii ki sularımızdaki kireç.Ama bir numara florür ya da florüd.
Bunun da insanın farkındalığını artırmasını tökezletmek için bilinçli olarak koyulan engellerden biri olduğu düşünülüyor.
Tabii; bu kadarla bitmiyor, nedense, evet gerçekten nedense bütün antik dinlerde ve hatta günümüz dinlerinde kozalak ciddi ve muamma bir sembol. Bakınız papanın asası/
Bu konuyu araştırmaya çalışırken denk geldiğim diger bana ilginç konulardan birisi Fransız düşünür, yazar Voltaire’in de beyin epifizine kafayı takmış olması, hatta bu organcığın sırrını çözmek için bir çok otopsi yapması.
Bundan da önemlisi : Vatikan’ın ortasında kozalak heykelinin işi ne ?-
Bu bezden 3 adet hormon salgılanıyor: melatonin, pinolin ve dimetiltriptamin (DMT). En önemlisi olan melatonin’e geçmeden önce dimetiltriptamin’e bakalım. dimetiltriptamin çok ilginç bir hormon. Şamanlarda ayahuasca denilen bir iksirin yapımında kullanılıyor. Hormonu ise bitkilerden elde ediyorlar. Elde ettikleri bitkiler ise şunlar: phalaris arundinacea (yem kanyaşı), psychotria viridis, phalaris spp. (kuş otu), acacia spp. (akasya), arundo donax (kargı kamışı) ve desmanthus illinoiensis.
Ayrıca epifiz bezinin deniz seviyesinde çok az, yükseklere çıktıkça ise çok fazla hormon salgıladığı bilimsel bir gerçek. Ki bu yüzden tarih boyunca tüm ibadethaneler olabildiğinde yükseğe yapılmış.
Yani ibdaethanelerin yükseğe yapılmasının sebebi matematiksel olarak tanrıya yakın olmak değil ama bir nevi bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak.
Ki Tibet manastırlarından tutun da hristiyan manastırlarının da yüksek yerlere yapılması bu yüzden. Bu hormonun salgılanımını artırmak.
Ve ayrıca Hz.Muhammed’in riyazete yüksek ve karanlık bir mağarada çekilmesi, ilk orada emir alması, hz.Musa’nın Tanrıyla konuşmak için dağa çıkması da bana göre bu yüzden.
Karanlık ayriyeten çok önemli.
Çünkü epifizin en önemli salgısı olan melatonin sadece karanlıkta salgılanıyor. Gece 11 ile sabah 5 arası en yüksek düzeyine ulaşıyor. Ki çoğu dinde sabaha karşı ya da gece ibadetinin önemi bu yüzden.
Bu hormonun salgılanımı ne kadar yüksekse ruhsal alemlerle bağ o kadar güçleniyor. Ve ibadet için bu yüzden gecenin en karanlık ve salgının en çok olduğu an seçiliyor.
Melatonin en büyük faydası ise kanserden koruması. Kör insanların kansere yakalanmama sebebi de bu. Çünkü sürekli karanlık içinde oldukları için melatonin üretimleri çok fazla.
Bir bilimsel araştırma da göstermiş ki gece vardiyasında çalışanların kansere yakalanma oranı diğerlerine göre daha az. http://okyanusum.com/makale/beyin-makale/beyin-epifizi/
Olay bu ama insanlar bu nepnet görünen beyin bölgesinin kavranabilir özelliğini bile sıçmığa bulaştırmak için at yarıştırıyorlar. Ruhsal alemlere hakim olmakmış bilmem ebesinin amıymış hikayeler, masallar. Küfür ediyorum kızmayın bana bilader deliriyorum ya. Ya bir kitap düşünün bilginin nesnellikten kazanıldığını bağırsın bir ümmet düşünün uçsun dağıtsın.
Şöyle anlatayım bir yazıda aktarmıştım atom altı Allah'ın arşı'dır diye. Bu alan insanın hükmedemeyeceği alandır. Bu alandan teknoloji alabiliriz, bir ton buluş yapabiliriz ama bu alana müdahele edemeyiz. Çünkü o alanda bizler kuşatılmış durumdayız. Kuran'da bunu söylüyor. Bilgice kuşatıldığın alanda tehlikeye açıksın amk iş bu kadar basit. Dur bi dk.
Şu bir gerçek ki, biz herşeyi bir kaderle/bir ölçüye göre yarattık. (Kamer, 49)
Ve gök (onu da yarattı). Onu yükseltti. El mizanı düzenledi. Azgınlık etmeyin el mizanda. El vezne’yi adaletle ayakta tutun ve eksiltmeyin el mizanı. (Rahman, 7-9)
Arapça'da -el takısı kelimeye belirlilik anlamı veriyor. Burada hem mizan kelimesi hem de vezne kelimesi -el takısı ile yazılıyor yani belirli bir ölçü ve belirli bir tartıya dikkat çekiliyor.
Mizan: ölçü ve tartı işleminde kullanılan ölçü aleti demektir.
Vezne: tartı demektir.
Bu anlamlarını aldıktan sonra meal şöyle ortaya çıkar;
''Ve gök (onu da yarattı). Onu yükseltti. Atom altını düzenledi. Azgınlık etmeyin atom altında. Yeryüzünü adaletle ayakta tutun ve eksiltmeyin atom altını''
İşte insanın yaptığı hakim olmadığı, bilgice kuşatıldığı alana girmeye çalışmaktır. Son zamanlarda genetiği bozulmuş gıdalar, ortadan kaybolan arılar hep bu ego bataklığının eseridir.
Bu nasıl yapılıyor, nano seviyede atomları ile oynayarak yapılıyor. Canlı cansız varlıkların varlık özellikleriyle oynanıyor ve farklı şeyler elde ediliyor. İşte bu insanın kuşatıldığı bir alanda cirit atmasıdır. Allah ise diyorki herşeyi bir ölçü ile yarattık yapılacak her müdahale sizin zararınızadır. Neden sonuç ilişkisi nesnel dünya için geçerlidir. Atom altında nedensellik ilkesi işlemez. İnsan dahil tüm maddi evren atom altı ile kuşatılmıştır. Atom altında çalışma yapan fizikçi de bu kuşatma altındadır. Onun da ham düşünceleri, zannları vardır. Bu haliyle kuşatma altında olan fizikçi yine kuşatma alanında çalışma yapacaktır. Yani nedensellik ilkesi ile çalışan zihin yapısı ile nedensellik ilkesinin geçerli olmadığı bir alanda çalışacaktır. Bu ancak kişinin kendi ham düşünceleri ve zannı ile kuşatılması sonucunu doğurur. Bu da muhtemelen alayımızın sonunu getirecek olan zımbırtıdır.
Şimdi epifiz bezine dönelim nam-ı diğer üçüncü göze. Bu bilginin çok uzun zamanlardır birilerinin elinde bulunuyor olması neden hiç kimsenin siklemediği birşeydir ben anlayamıyorum lan bunu. Tarih boyunca bazı insanlar birşeyleri fark eder ki bunlar genelde çok düşünen ve doğru muhasebe yürütmüş olan insanlardır ve bunlara ermiş ebesinin hörekesi olmuş gibi saçma sapan anlamlar yüklerler. Oysa herifin yaptığı şey bilgi kaynağına doğru teknikler ile yönelmek. Bilginin kaynağı tanrıdır. Bütün bilgiler buradadır. Zann veya hakk hiç fark etmez tüm bilginin kaynağı tek bir merkezdir. Kişi ya iblisine uyar ve şeytandan iner olan bilgiye erişir, ya da iblisine(sürüngen beynine) uymayıp aklını; epifiz bezini, mantıklı düşünen beynini, duygusal beynini kullanır ve hakk bilgi kendisine iner. Herşeyi bir ölçü ile yarattık diyen tanrı burada kolpa yapmıyor, kitap hep net konuşuyor, sığ yaklaştığın zaman bataklığa saplanıyorsun bütün mevzu bundan ibaret.
Bakın şimdi bakara suresinden bir kısım alıcam.
13 Ve onlara, “İnsanların inandığı gibi inanın” denilince, “Biz, o aklı ermezlerin inandığı gibi mi inanacağız!” derler. Dikkatli olun! Şüphesiz onlar, aklı ermezlerin ta kendileridir. Velâkin bilmiyorlar.
GÜNÜMÜZ ATEİSTLERİNİN DÖNEM KLONLARI. PARDON BUGÜNKÜLER ONLARIN KLONLARI.
14 Onlar, inanmış kimselere rastladıkları zaman da, “İnandık” dediler. Kötü niyetli elebaşlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, “Şüphesiz biz sizinle beraberiz, biz sadece alay edenleriz” dediler.
BURADA İKİ YÜZLÜLÜKLERİ.
15 Allah, onlarla alay eder ve tuğyanları içinde serserice dolaşmalarına süre tanır/izin verir.
TUĞYANIN NE OLDUĞUNU ANLATMIŞTIM. KİŞİNİN ZANN İLE KURDUĞU DÜNYASINDA BEN HERŞEYİ BİLİYORUMA TAPMASI, VAHYİ AŞAĞILAMASI. VE DÜŞTÜĞÜ SİKİK DURUMUN FARKINDA DAHİ OLMAMASI. ÇÜNKÜ VAHİY ANCAK SIĞ YAKLAŞTIYSAN AŞAĞILANABİLİR. O DERECE NETTİR.
16 İşte onlar, doğru yol karşılığında sapıklığı satın alan kimselerdir de onların ticaretleri kâr etmedi ve onlar kılavuzlandıkları doğru yolu bulan kimseler olmadılar.
YİNE ZANNLARININ ESİRİ OLMALARI HESAP KİTAPLARININ GÖT UYDURMASI BİR TEMELE DAYANMASI OLAYI.
17 Onların durumu bazen, bir ateş yakmak isteyen kimsenin durumu gibidir. Ateş, ateş yakan kimsenin kenarını aydınlatınca, Allah, onların nûrlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde görmez olarak bıraktı.
18 Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler! Artık onlar dönmezler.-
BU ÖRNEK SERT İŞTE. BAK ADAM ATEŞ YAKTI (DÜŞÜNDÜ) AMA ATEŞ ONUN SADECE KENARINI AYDINLATTI (ZANN) BU SIĞIR İSE ZANNINA KESİN BİLGİ MUAMELESİ YAPTI. VE O SALAK BİLGİCE KARANLIKLAR İÇİNDE KALDI. VE ÖYLE BİR FANATİZMLE BAĞLANDI Kİ İBLİSİNE (SIĞ DÜŞÜNCESİNE) BU ŞEKİLDE DEVAM ETTİKLERİ MÜDDETÇE SİKSELER DÖNMEZLER DİYOR.
19 bazen de onların durumu; içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek olan, gökten boşanan bir yağmur gibidir. Onlar, ölüm korkusuyla yıldırımlardan parmaklarını kulaklarına tıkıyorlar. –Oysa Allah, kâfirleri; Kendisinin ilâhlığını, rabliğini bilerek reddedenleri çepeçevre kuşatandır.–
BURADA DA İÇİNDE BULUNDUĞU FAKAT GİZLEMEKTE OLDUĞU KORKULARI ANLATILIYOR. BEYNİNDE ÇAKAN ŞİMŞEKLER İMAN/HAK BİLGİ IŞIĞIDIR. AMA O BUNLARI DEĞERLENDİRMİYOR KULAKLARINI TIKIYOR TEKRAR ZANNININ KUŞATMASI ALTINA GİRİYOR.
20 O şimşek nerdeyse gözlerini kapıverecek. Şimşek önlerini aydınlattı mı aydınlığın içinde yürürler, karanlık üzerlerine çöktü mü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini de, görmelerini de giderirdi. Şüphesiz Allah, her şeye en çok güç yetirendir.
HAK BİLGİ O KADAR NET Kİ NEREDEYSE AĞZINA GİRECEK. VE BİLGİYİ İKİ YÜZLÜ DEĞERLENDİRMELERİ.
17'nci ayette onlar kenarlarındaki ateş/zann ile yetinince Allah onların nurlarını giderdi diyor. Aslında bunları insan kendi kendisine yapıyor buraları iyi kavramazsan Allah'a suç isnat edersin. Ve ''onları karanlıklar içinde görmez olarak bıraktı'' Bence burada bilgice karanlıkta kalmalarının dışında, karanlıkta melatonin salgılayarak daha verimli çalışan epifiz bezine de bir gönderme var. Bu bölgenin önemini ve kullanım tekniğini bilmesine rağmen aldığı bilgiyi sığ yaklaşıp, çıkarı peşinde koşup, iblisi ile değerlendirenlere de bir gönderme var. Bu benim kişisel fikrim pasaj bilgiyi iblisi kontrolünde değerlendirenlere bir gönderme yapıyor ve ben bu göndermenin de mümkün olduğunu düşünüyorum.
İşte böyle beyler bayanlar epifiz bezi sünger olmuş insanlara birşey anlatamazsınız. Onlar kritik düşünmekten uzak davranarak saçmalarlar. Dedim ya oğlum kritik düşünmek bunların harcı değil diye. Çok basit sikik sıradan bir örnek vereyim size Türkiye'den.
Önce ekşi sözlük vardı, çizgisini bilmeyene ben koyayım. Neyse derken uludağ sözlük çıktı. Şimdi bu ikisi üzerinden değerlendirin durumu ve genele yayın amk.
Ekşi de belli başlı yazarlar ateizmi sattılar! Bakın kendi fikirlerini savundular demiyorum, kaynaktan alınan dışarıdan çaldıkları zanni bilgileri ve aynı felsefenin sıçmığı olan ürünü Türkçeleştirip pazarladılar. Bu Türkiye pazarı :D Sonra uludağ sözlük açıldı, orada da kelime haznesi daha dar olan bir alt kesim ekşi'den aldığı argümanları daha kalitesizce aktararak ateizmi, gerçek bilgi/akıl diye pazarladılar. Ne anlatmaya çalıştığımı anladığınızı sanıyorum.
Hadi eyvallah.
EKLEME: Epifiz bezi üzerine kısa bir belgesel nedense video olarak eklemeye izin vermedi artık linki olarak atıyorum. http://www.youtube.com/watch?v=xmlyfGIh87c#t=26
pineal gland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pineal gland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Şubat 2014 Çarşamba
18 Ocak 2014 Cumartesi
GÖNÜL GÖZÜ, KALP, BEYİN
Selam insanlar, selam ey ünsiyete muhtaç varlıklar :D gelin şu kalp meselesine bi el atalım. Cennet kaç paraymış birlikte görelim.
Öncelikle meselenin tanımını bir yapalım. Dikkat ederseniz kuran'da kalp ve akıl iç içe anlatılır bu kitapta hiçbirşeyin sebepsiz olmaması gibi bu da sebepsiz değildir. Biraz bakalım.
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir. (Hacc, 46)
Hmm ''kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar'' Şu halde burada kalp ile anlatılan ''sahip olunan'' bilgidir, akıl ne ile çalıştırılır? Bilgi ile o zaman kast bilgiye. Kafadaki gözler kör olmaz fakat gönüller körleşir demek ham fikirlere uyan kişinin kalbinin(kazanımının) zannlarla dolu olmasıdır.
İşte, bilmeyen kimselerin kalpleri üzerine Allah böyle damga vurur. (Rum, 59)
Buradaki anlatımda yine temsili, Allah'ın kimseye damga vurduğu falan yok, kişinin kendi zannlarına uyması onun kalbini damgalanmış hale getiriyor yani kişi kendi kendisine yapıyor bunu.
Kalp yalanlamadı gördüğünü. (Necm, 11)
İşte bu tatmindir.
Allah sizi, dil sürçmesi sonucu, lağv/lakırdı olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; ama O sizi kalplerinizin kazandığından hesaba çeker... (Bakara, 225)
Hah geldik sağlam meseleye neyden hesaba çekermiş? Kalplerin kazandığından! Kalplerin kazandığı nedir? Kişinin sahiplendiği bilgiler. İnsan ya aklını kullanıp gerçek bilgiye ulaşmıştır ya da sınırlı kalıp zannları tarafından kuşatılmıştır. İşte bunlardan sorumlusun arkadaş.
Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya! ..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti. kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır. (Bakara, 118)
Bunların kalplerinin birbirine benzemesi ise aynı zanni bilgiyle hareket edişleri. Oysa akıl kullanılırsa gerçeğin görüleceği belirtiliyor, her kim bu kitabı araştırıp bu kitaptaki karşılaştıklarına iman etmiyorsa yani onu kavramıyorsa emin olsun kendi bulaştığı zannlarından dolayıdır.
Bu Kur'an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o. (Casiye, 20)
Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele, kalp gözleriyle de görmüyorlarsa! (Yunus, 43)
Kalp gözüyle görmüyorlar demek olayları bilgi ile değerlendirmiyorlar demektir. Bilgi ile değerlendirmeyen ve yanlızca zannına uyarak yargıda bulunanlardan bahsediyor.
...Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar. (Nur, 37)
Offf bu varya bu çok sert bir cümledir bu. ''Kalpler ile gözlerin yer değiştirmesi'' oha lan cümleye bak. Bu ayet ahiretteki yaratmaya atıf ve bilgiyle görüleceğini anlatıyor. Artık bunu sen kur kafanda bilgiyle görmek ne tarz bir yaratma ile mümkün olur. Bu senin hayal gücüne kalsın ama özet geçmem gerekirse orda ''zann'' yok! Herşey apaçık.
Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir... (Hucurat, 14)
Aha kalbe giren bir iman! İman neydi emin olmak, kesin bilgiye dayalı bir kabul ediş. Demekki burada bedevilere siz daha emin olmadınız kalbiniz kesin bilgiyle tatmin olmuş değil bu yüzden iman ettik demeyin sadece müslüman olduk deyin.
Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken... (Nahl, 106)
Al yine kalbin iman ile yatışması. Yani bilgi ile tatmini tatmak.
...Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir... (Mücadile, 22)
İşte burada iyice net ruh ile desteklenen kalp. Yani bilgi ile tatmine ulaştırılması anlatılıyor. Bu tamamen kişinin kendi çabasıyla olacak birşey. Ne kadar ekmek o kadar köfte durumu.
"Yalnız bi kalbin selim/selim bir kalple Allah'a varan kurtulur." (Şuara, 89)
Yanlızca kim kurtulurmuş? Selim (tatmin olmuş) bir kalbe sahip olanlar. Olum bakın ben artık iyice kavramaya başladım bu olayı ki cennet tasvirlerinin alayı tamamen bilgi ve tatmin merkezli. Bana kalırsa insan öğrendikçe ve tatmin oldukça fiziksel bir boklar oluyor artık üçüncü gözmü açılıyor beşinci boyutmu açılıyor ben bilmem fakat cennet anlatımı bu tür bir durumla birebir ilintili.
Ey mutmain olmuş nefs/Ey zihnindeki tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşmuş kişi! Dön Rabbine, sen Rabbinden O da senden hoşnut olarak! Hemen gir kullarımın içine! Ve gir cennetime! (Fecr, 27-30)
Zira soru işaretleri kalmamış, kalben tatmin olmuş kişi hiçbirşeyden korkmaz ve huzursuzluk da hissetmez.
Valla hacılar benim gördüğüm cennet ulaşılan birşey bununda aracı bilgi. Ne kadar bilirsen o kadar tatmin o kadar cennet paşa. Diğer yaratma tarifi belli ''kafadaki gözler ile gönül gözü yer değiştiriyor'' tabi bu temsili bir anlatım ama kazanımın senin ebedi yaşamın bu çok net.
106. Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken, baskıyla zorlanan hariç olmak üzere. Ve de inkâra göğsünü açarsa, artık kendilerinin üzerine Allah'tan bir gazap vardır. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
107. Bu, onların dünya hayatını ahrete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah'ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.
108. Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini damgaladığı/mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.
109. Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Burada iman'dan sonra küfre sapanın durumu anlatılıyor. Yani adam emin olmuş birçok gerçeği kavramış fakat sonra yine bilgi kazanımını öteleyip dünya'ya sarılmaya başlamış yani 5 duyu organına. Bu kimselerde ahirette ziyana uğrayanlardan oluyorlar işte.
(İnsan: 27) Onlar [insanlar] aceleciyi [çarçabuk geçen dünyayı] seviyorlar ve ağır bir günü arkalarına atıyorlar.
(Şûrâ: 20) Her kim ahiret ekinini isterse, Biz onun ekininde, onun için arttırırız. Ve her kim dünya tarlasını isterse ona da ondan veririz. Ve onun için ahirette hiçbir nasip yoktur.
Bilgiye ulaşmak için çalışırsan yukarda bahsetmişti bir ayette ruh(bilgi) ile destekleriz diye dünyayı isteyene de dünyayı veririz demesi zaten isteyen kişi kendi dünya'yı almıştır bu ironileri kavrayın artık bir zahmet. Kelimeyi değil pasajı okuyun!!!
Neyse diyeceğim bilgiye yatırım yapmayanlar yanlış ata oynuyorlar abicim. Varlığını, evreni veya karşılaştıysan bu kitabı bilgi ile kavramadıkça istersen götünü yırt o cennet denen şeyi tadamazsın. Çünkü şu anki vücudun, beynin bir kompleks olarak buna programlı durumda, ben bir makina sistemi görüyorum. Meleklerin kayıt etmeleri falan hep bir makina olduğumuza işaret. Evet iradeli bir makinayız ve bilgi tek garanti belgemiz. Kalbin zann ile yatışması iman değil inançtır bunun bir faydası yok. Kesin bilgi ile yatışacak kalp ohhhhhhhhhh ulanın yanında bi büyük ''vay amk ne düzen be'' dedirtecek yani.
hadi ben kaçanzi.
Öncelikle meselenin tanımını bir yapalım. Dikkat ederseniz kuran'da kalp ve akıl iç içe anlatılır bu kitapta hiçbirşeyin sebepsiz olmaması gibi bu da sebepsiz değildir. Biraz bakalım.
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir. (Hacc, 46)
Hmm ''kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar'' Şu halde burada kalp ile anlatılan ''sahip olunan'' bilgidir, akıl ne ile çalıştırılır? Bilgi ile o zaman kast bilgiye. Kafadaki gözler kör olmaz fakat gönüller körleşir demek ham fikirlere uyan kişinin kalbinin(kazanımının) zannlarla dolu olmasıdır.
İşte, bilmeyen kimselerin kalpleri üzerine Allah böyle damga vurur. (Rum, 59)
Buradaki anlatımda yine temsili, Allah'ın kimseye damga vurduğu falan yok, kişinin kendi zannlarına uyması onun kalbini damgalanmış hale getiriyor yani kişi kendi kendisine yapıyor bunu.
Kalp yalanlamadı gördüğünü. (Necm, 11)
İşte bu tatmindir.
Allah sizi, dil sürçmesi sonucu, lağv/lakırdı olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz; ama O sizi kalplerinizin kazandığından hesaba çeker... (Bakara, 225)
Hah geldik sağlam meseleye neyden hesaba çekermiş? Kalplerin kazandığından! Kalplerin kazandığı nedir? Kişinin sahiplendiği bilgiler. İnsan ya aklını kullanıp gerçek bilgiye ulaşmıştır ya da sınırlı kalıp zannları tarafından kuşatılmıştır. İşte bunlardan sorumlusun arkadaş.
Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya! ..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti. kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır. (Bakara, 118)
Bunların kalplerinin birbirine benzemesi ise aynı zanni bilgiyle hareket edişleri. Oysa akıl kullanılırsa gerçeğin görüleceği belirtiliyor, her kim bu kitabı araştırıp bu kitaptaki karşılaştıklarına iman etmiyorsa yani onu kavramıyorsa emin olsun kendi bulaştığı zannlarından dolayıdır.
Bu Kur'an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o. (Casiye, 20)
Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele, kalp gözleriyle de görmüyorlarsa! (Yunus, 43)
Kalp gözüyle görmüyorlar demek olayları bilgi ile değerlendirmiyorlar demektir. Bilgi ile değerlendirmeyen ve yanlızca zannına uyarak yargıda bulunanlardan bahsediyor.
...Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar. (Nur, 37)
Offf bu varya bu çok sert bir cümledir bu. ''Kalpler ile gözlerin yer değiştirmesi'' oha lan cümleye bak. Bu ayet ahiretteki yaratmaya atıf ve bilgiyle görüleceğini anlatıyor. Artık bunu sen kur kafanda bilgiyle görmek ne tarz bir yaratma ile mümkün olur. Bu senin hayal gücüne kalsın ama özet geçmem gerekirse orda ''zann'' yok! Herşey apaçık.
Bedeviler: "İman ettik." dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak 'Müslüman' olduk deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir... (Hucurat, 14)
Aha kalbe giren bir iman! İman neydi emin olmak, kesin bilgiye dayalı bir kabul ediş. Demekki burada bedevilere siz daha emin olmadınız kalbiniz kesin bilgiyle tatmin olmuş değil bu yüzden iman ettik demeyin sadece müslüman olduk deyin.
Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken... (Nahl, 106)
Al yine kalbin iman ile yatışması. Yani bilgi ile tatmini tatmak.
...Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendisinden bir ruhla desteklemiştir... (Mücadile, 22)
İşte burada iyice net ruh ile desteklenen kalp. Yani bilgi ile tatmine ulaştırılması anlatılıyor. Bu tamamen kişinin kendi çabasıyla olacak birşey. Ne kadar ekmek o kadar köfte durumu.
"Yalnız bi kalbin selim/selim bir kalple Allah'a varan kurtulur." (Şuara, 89)
Yanlızca kim kurtulurmuş? Selim (tatmin olmuş) bir kalbe sahip olanlar. Olum bakın ben artık iyice kavramaya başladım bu olayı ki cennet tasvirlerinin alayı tamamen bilgi ve tatmin merkezli. Bana kalırsa insan öğrendikçe ve tatmin oldukça fiziksel bir boklar oluyor artık üçüncü gözmü açılıyor beşinci boyutmu açılıyor ben bilmem fakat cennet anlatımı bu tür bir durumla birebir ilintili.
Ey mutmain olmuş nefs/Ey zihnindeki tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşmuş kişi! Dön Rabbine, sen Rabbinden O da senden hoşnut olarak! Hemen gir kullarımın içine! Ve gir cennetime! (Fecr, 27-30)
Zira soru işaretleri kalmamış, kalben tatmin olmuş kişi hiçbirşeyden korkmaz ve huzursuzluk da hissetmez.
Valla hacılar benim gördüğüm cennet ulaşılan birşey bununda aracı bilgi. Ne kadar bilirsen o kadar tatmin o kadar cennet paşa. Diğer yaratma tarifi belli ''kafadaki gözler ile gönül gözü yer değiştiriyor'' tabi bu temsili bir anlatım ama kazanımın senin ebedi yaşamın bu çok net.
106. Her kim imanından sonra Allah'a küfür eder, kalbi iman ile yatışmış halde iken, baskıyla zorlanan hariç olmak üzere. Ve de inkâra göğsünü açarsa, artık kendilerinin üzerine Allah'tan bir gazap vardır. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
107. Bu, onların dünya hayatını ahrete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah'ın da inkâr eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.
108. Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini damgaladığı/mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar onların ta kendileridir.
109. Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Burada iman'dan sonra küfre sapanın durumu anlatılıyor. Yani adam emin olmuş birçok gerçeği kavramış fakat sonra yine bilgi kazanımını öteleyip dünya'ya sarılmaya başlamış yani 5 duyu organına. Bu kimselerde ahirette ziyana uğrayanlardan oluyorlar işte.
(İnsan: 27) Onlar [insanlar] aceleciyi [çarçabuk geçen dünyayı] seviyorlar ve ağır bir günü arkalarına atıyorlar.
(Şûrâ: 20) Her kim ahiret ekinini isterse, Biz onun ekininde, onun için arttırırız. Ve her kim dünya tarlasını isterse ona da ondan veririz. Ve onun için ahirette hiçbir nasip yoktur.
Bilgiye ulaşmak için çalışırsan yukarda bahsetmişti bir ayette ruh(bilgi) ile destekleriz diye dünyayı isteyene de dünyayı veririz demesi zaten isteyen kişi kendi dünya'yı almıştır bu ironileri kavrayın artık bir zahmet. Kelimeyi değil pasajı okuyun!!!
Neyse diyeceğim bilgiye yatırım yapmayanlar yanlış ata oynuyorlar abicim. Varlığını, evreni veya karşılaştıysan bu kitabı bilgi ile kavramadıkça istersen götünü yırt o cennet denen şeyi tadamazsın. Çünkü şu anki vücudun, beynin bir kompleks olarak buna programlı durumda, ben bir makina sistemi görüyorum. Meleklerin kayıt etmeleri falan hep bir makina olduğumuza işaret. Evet iradeli bir makinayız ve bilgi tek garanti belgemiz. Kalbin zann ile yatışması iman değil inançtır bunun bir faydası yok. Kesin bilgi ile yatışacak kalp ohhhhhhhhhh ulanın yanında bi büyük ''vay amk ne düzen be'' dedirtecek yani.
hadi ben kaçanzi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)